Rüzgârdır buralarda gözyaşlarımı silen genelde, sırf bu yüzdendir onu sevgilimmiş gibi benimsemem. Ve uçan kuşlardır hayattaki destek ünitelerim, baktıkça serseri kurşun gibi özgürlük hevesi vurur ruhumu topuklarından, sonrasında yaylım gözyaşı, işte maksat rüzgârı dudak niyetine hayal edebilmek, belki ısıtır diye… Gerçi pek keskin, cildimi acıtıyor ama olsun canım, bu sana en benzeyen yanı rüzgârın.

İnsan tükeniyor zaman tükenmiyor bu nöbetlerde, geceler bir geliyor, hayal kurmaya kalkıyor ruhum gerine gerine, biliyor musun burda hiç kimse gökkuşağı aramıyor yağmur yağdığında… Onu bırak, yağmur bile yürüyüşlere eşlik edilecek bir dost değilde aşılacak engel oluvermiş geçenlerde fark ettim. Yinede mutluyum, çok mutluyum. Birisi var, biraz uzaklarda… Boş vakitlerinde uçurtma uçuruyor, o kuyruklu muşambaya bile imreniyorum itiraf etmeliyim, görenler ipi tutanın deli olduğuna kanaat getiriyor, bu kanaat çocukluğuma suikast oluveriyor.

Buralar senin sesine çok uzak, her sabah elimi yakıyor çay içtiğim metal bardak, bir kırmızı şamandıra var o uzaklarda, kırmızı mumlarımı anımsatıyor ucu yandıkça, söndükçe sönen yıldızlar kayıyor göz kapaklarıma… Kuyruğu uçurtmayı, kuşları, rüzgârı, seni, serseri kurşunları anımsatıyor…

Biliyorum yalnızlığım gözlerinde nokta nöbeti tutuyor, jilet çaprazda…