“Banane ama, önce hayat vurdu… Sonra aşk. Hem ben ödeşmekte istemiyorum ki. Oynamıycam işte.

Dilediğin kadar mızıkçı diye bağır, sen oynuyorsun da ne oluyor? hayatı geçmişiz kalpler kalmış rengarenk geriye, kimisi eskimiş, çoğu bizim ellerimizde kırılmış. Eh sıkıldıysan ver senden daha fakir bir çocuğa, onlar oynamasını bilir kırık oyuncaklarla. Yada en iyisi kapının önüne sokak kenarına bırakıver, ben sabahları terk edilmiş kalpler topluyorum senin eskiliklerini de alırım, üzülme bunun için, benim işim bu. Sokak lambalarından korkan küçük bi ruh kardeşim var, onun için de alırım belki, gerçi dün gece yağmur yağarken zatüre olup öldü, son nefesinde “korkmiycam artık lambalardan, gecem…” dedi, oysa tek hakikat korkamıyacak olmasıydı. Sabah gittim tekrar aldım onu deniz kenarından kum kum. Bakalım toplıyabilcekmi o da senin artıkların gibi kırık kalpler kapılarınızın önünden… Dağıtma konuyu da yatağımız gibi delice, gece göreceğiz işte korkuyor musun korkmuyor musun halâ…

Sen dalga geçiyordun benle, gülerek diyordun “mızıkçı”,
Oysa ben değildim, çöp karıştıran yaşlı amcaydı, mızıkacı…

Hafif insansı mevzu“ları ile gölgesi bakire kalmış bir kız…

“şu yolda kırk senedir attım adım,
daha hala beni ben anlamadım.”
Neyzen Tevfik
Notun dibine vurmak:
Alıştım balıklarla arkadaş olmaya,
bir başınalığı çok tattım.
elbet yer çok, iki kişilik acılara,
ayakta kalmazsın yani kumsal kenarlarında.
……….

daha yazdım ama size ne? kesilin hadi elektrikler gibi…