Yazıtların, cam kırığı kadar keskin yaşamsalı terk ettiği bu noktada, düşlere bıçak gibi giren bir mektup bu. Vakti zamanında çok kanat kanatmış, düşürmüş, düş kırmış… Rivayete göre, kelimelerde kendini bulanlara ithaf olunmuş…

Kelimenin haz tutkusu…

Fahişe Lehçesi

Affet, amacım ruhunu ifşa değil, bir umut belki olur kustuğum nefretim ruhuma şifa... Dilersen yaşadıklarıma şu açıdan bakalım:

Bütün sevgililerimi seninle aldattım ben. Aldatma eylemimde sana sadık kaldım. Yani bu imkânsız cümleyi bile sayende kurmayı başardım. Bütün ayrılık cümlelerimin noktası olup kondun son’larıma. İnsan ruhumun en savunmasız hali; sevdiğim kadınların gidişleriyle saf saf bakmaya başlardı hayata. Ve bence konu, senin nasıl her seferinde bu kadar acımasız olabildiğindir... İnsanoğlunun en derin hazlarını gömerdin tek bir küçük not kağıdına... Ve bu senin yem’in olurdu... Yem’inle nice yeminler bozdurdun bana...

“Yatağındaki fahişen olmak istiyorum...
Hep çıplak kalmak istiyorum...
Teninle, terinle ısınmak istiyorum...”

En içten dileğin gerçekten buydu değil mi? Bunu yeni yeni anlıyorum... Çünki sen gerçekten fahişe ruhlusun. Sadece bedeninle değil, bakışlarınla, nefesinle, nefsinle... “Bu hissettiklerim, içimdeki tutkunun insanî sıfatlardan soyunmuş halidir. Seni böylesine sevmemden rahatsız mı oluyorsun?” derdin bana. Bunu benden başka kaç kişiye söylediğini düşünen yanımı kıskançlığımla, seni kaybetme korkumla ezerdin, zaten benden geriye kalanlar da yeterdi sana.

Dudaklarında tam da o sokak kadınlarına yakışır, bütün kadınlık sokaklarını anlatan, yankılanan, barındırdığı küfürlerle şaşırtan... O aşık olduğu küfürler olmadan, anlamı ve anlatmak istedikleri eksik kalacak olan zavallı kelimeler... Hepsi öyle muntazam yakışıyor ki dudaklarına... Sen bir şehrin karanlığını bile utandırırdın yüksek ökçelerinle ve öptüğün alçak serserilerle...

Seni okuyanlar, seni okuduklarını bile bilmiyorlar şu zamanda... Oysa, O ruhunun en sakat özlemlerini döllediğin, hem anası hem babası olduğun kelimeler... Kelimeler ki sırf adını yazamadığından, imzanı atamadığından, onca sayfa sahiplenemediğin cümleyi piç bırakışların yüzünden aldanır bir şehir... Aldanır, aldatır, aldatılır şehirdeki bütün sevişenler. Bir yandan seni yeren, ve aynı anda senin olduğunu bilmediği cümleleri öven... Onları oraya – buraya ve yalnızlıklarına yazıp, saklayıp, sayıklayan insanları baştan çıkarıyorsun gizlice...

Yani dudaklarda senin adın kadar orospu olan o cümlelerinle, içindeki fahişe ruhu dışa vurmasını sağlıyorsun bir toplumun...

Her şey bir yana;
Bütün bu yazdıklarımın, senin için iltifat olması...

İşte bu, itiyor beni uçurumdan...

Not: Bana, “Asla özür dileme, pişmanlığa alışma” diyen birisine Affet kelimesiyle başlayan mektup yazmam eminim gülümsetmiştir seni. Ama rahat ol, aklım başımda, pişman olmaktan pişman değilim bu sefer. Öte yandan bence sen de düşünmelisin, senin gibi bir insanın asla pişmanlık hissetmemesi, gerçekten mümkün mü? Kandırılan kim...?

Barış Parlan
16.10.2008

Zemsiz, Zem’ini bulmuş… Bizuh olmuş…

Uyuyan Güzel, renkleri karıştırıp kaçışmış, bu yazımla kelimeleri o kadar benzeşmekteki, şaşkınım…